İngilizce Metin: Başlangıç Seviyesi (A1)

· Kişisel Gelişim

İngilizce Metin: Başlangıç Seviyesi (A1)

İngilizce telaffuzu üzerine yazdığım yazıda, seviyenize uygun metinleri sesli okumanın ne kadar işe yaradığından bahsetmiştim. Bu yazı o serinin ilk basamağı. Burada A1, yani başlangıç seviyesi için yazdığım sekiz kısa metin var.

Metinlerde çoğunlukla geniş zaman (present simple) ve günlük hayattan kelimeler kullandım: aile, ev, sabah rutini, kafede sipariş vermek gibi. Her metnin İngilizcesi açıkta duruyor, Türkçesini görmek için altındaki "Metnin Türkçesi" alanına tıklamanız yeterli.

Bu metinler nasıl okunmalı?

  1. Metni önce bir kez sözlüğe bakmadan baştan sona okuyun. Her kelimeyi anlamanız gerekmiyor, ne anlatıldığını yakalamanız yeterli.
  2. İkinci okumada bilmediğiniz kelimelerin altını çizin ve anlamlarını cümleden tahmin etmeye çalışın.
  3. Ancak ondan sonra "Metnin Türkçesi" alanını açıp tahminlerinizi kontrol edin.
  4. Son olarak metni sesli okuyun. Mümkünse kendinizi kaydedin ve birkaç gün sonra tekrar dinleyin.

Sesli okuma kısmını neden bu kadar önemsediğimi İngilizce telaffuzu nasıl gelişir yazımda anlatmıştım.

Metinler

1. This Is Me (Bu Benim)

Hi! My name is Deniz. I am twenty-four years old. I am from İzmir, but now I live in Ankara. I work in a small bookshop. I love my job because I love books.

I can speak Turkish and a little English. I want to speak English well, so I read a short text every day. I also listen to English songs in the car. My favorite color is green, and my favorite food is my mother's soup.

Metnin Türkçesi

Merhaba! Benim adım Deniz. Yirmi dört yaşındayım. İzmirliyim ama şimdi Ankara'da yaşıyorum. Küçük bir kitapçıda çalışıyorum. İşimi seviyorum çünkü kitapları seviyorum.

Türkçe ve biraz İngilizce konuşabiliyorum. İngilizceyi iyi konuşmak istiyorum, bu yüzden her gün kısa bir metin okuyorum. Arabada İngilizce şarkılar da dinliyorum. En sevdiğim renk yeşil, en sevdiğim yemek de annemin çorbası.


2. My Family (Ailem)

There are five people in my family. My father's name is Murat. He is a bus driver, and he gets up very early. My mother's name is Ayşe. She is a nurse at a hospital.

I have one brother and one sister. My brother is ten. He likes football and video games. My sister is a baby. She cries a lot, but she is very sweet.

On Sundays, we have breakfast together. It is a long breakfast with eggs, olives, cheese and a lot of tea. I love Sunday mornings.

Metnin Türkçesi

Ailemizde beş kişi var. Babamın adı Murat. Otobüs şoförü ve çok erken kalkıyor. Annemin adı Ayşe. Bir hastanede hemşire olarak çalışıyor.

Bir erkek kardeşim ve bir kız kardeşim var. Erkek kardeşim on yaşında. Futbolu ve video oyunlarını seviyor. Kız kardeşim daha bebek. Çok ağlıyor ama çok tatlı.

Pazar günleri hep birlikte kahvaltı yapıyoruz. Yumurtalı, zeytinli, peynirli ve bol çaylı uzun bir kahvaltı bu. Pazar sabahlarını çok seviyorum.


3. My Morning (Sabahım)

I get up at seven o'clock. First, I open the window. Then I wash my face and brush my teeth. I don't eat a big breakfast. I drink a cup of coffee and eat some bread with cheese.

At half past seven, I put on my jacket and leave the house. I take the bus to work. The bus is always full in the morning, so I usually stand. I listen to a podcast on my phone. I get to work at eight o'clock.

Metnin Türkçesi

Saat yedide kalkıyorum. Önce pencereyi açıyorum. Sonra yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçalıyorum. Kahvaltıda pek bir şey yemiyorum. Bir fincan kahve içip biraz peynirli ekmek yiyorum.

Yedi buçukta ceketimi giyip evden çıkıyorum. İşe otobüsle gidiyorum. Otobüs sabahları hep dolu oluyor, o yüzden genelde ayakta duruyorum. Telefonumdan bir podcast dinliyorum. Saat sekizde işe varıyorum.


4. At the Café (Kafede)

Waiter: Good afternoon. What would you like?

Ece: Hello. Can I have a tea, please?

Waiter: Small or large?

Ece: Large, please. And a piece of chocolate cake.

Waiter: Sorry, we don't have chocolate cake today. We have apple cake.

Ece: OK, apple cake is fine. How much is it?

Waiter: The tea is thirty lira and the cake is ninety lira. That's one hundred and twenty lira.

Ece: Here you are. Thank you!

Waiter: Thank you. Enjoy your cake!

Metnin Türkçesi

Garson: İyi günler. Ne alırsınız?

Ece: Merhaba. Bir çay alabilir miyim lütfen?

Garson: Küçük mü, büyük mü?

Ece: Büyük olsun lütfen. Bir de bir dilim çikolatalı pasta.

Garson: Kusura bakmayın, bugün çikolatalı pastamız yok. Elmalı kekimiz var.

Ece: Tamam, elmalı kek olur. Ne kadar?

Garson: Çay otuz lira, kek doksan lira. Toplam yüz yirmi lira.

Ece: Buyurun. Teşekkürler!

Garson: Biz teşekkür ederiz. Afiyet olsun!


5. My Room (Odam)

My room is not very big, but I like it. There is a bed next to the window. Next to the bed, there is a small table with a lamp on it. I read in bed at night.

There is a desk in the corner. My computer and my books are on the desk. The walls are white, and there is a big photo of the sea on one wall. There are three plants in my room.

My mother always says, "Your room is very clean!" That is true on Sundays. It is not true on Thursdays.

Metnin Türkçesi

Odam çok büyük değil ama onu seviyorum. Pencerenin yanında bir yatak var. Yatağın yanında, üstünde lamba olan küçük bir masa duruyor. Geceleri yatakta kitap okuyorum.

Köşede bir çalışma masası var. Bilgisayarım ve kitaplarım bu masanın üstünde. Duvarlar beyaz, bir duvarda da büyük bir deniz fotoğrafı asılı. Odamda üç tane saksı bitkisi var.

Annem hep "Odan ne kadar temiz!" der. Pazar günleri bu doğru. Perşembe günleri pek değil.


6. My Cat (Kedim)

I have a cat. Her name is Pamuk. Pamuk means "cotton" in Turkish. She is white and very soft, so it is a good name for her. She is three years old.

Pamuk sleeps all day on the sofa. At night, she runs around the house and plays with my socks. She likes fish, but she doesn't like water.

When I come home, she waits for me at the door. Then she looks at her bowl. I think she loves me. Or maybe she only loves her food.

Metnin Türkçesi

Bir kedim var. Adı Pamuk. Bembeyaz ve çok yumuşak, o yüzden bu isim ona çok yakışıyor. Üç yaşında.

Pamuk bütün gün kanepede uyuyor. Geceleri evin içinde koşturuyor ve çoraplarımla oynuyor. Balığa bayılıyor ama sudan hiç hoşlanmıyor.

Eve geldiğimde beni kapıda bekliyor. Sonra mama kabına bakıyor. Sanırım beni seviyor. Ya da belki sadece mamasını seviyor.


7. Saturday (Cumartesi)

Today is Saturday. I don't work on Saturdays, so I wake up late, at ten o'clock. I have a long shower and make eggs for breakfast.

In the afternoon, I meet my friend Can in the city center. We walk in the park and eat simit. Then we go to the cinema. The film is a comedy, and we laugh a lot.

In the evening, I go home and cook pasta. After dinner, I call my grandmother. She lives in a village, and she always asks the same question: "Are you eating well?"

Metnin Türkçesi

Bugün cumartesi. Cumartesi günleri çalışmıyorum, o yüzden geç, saat onda uyanıyorum. Uzun bir duş alıp kahvaltıya yumurta yapıyorum.

Öğleden sonra arkadaşım Can'la şehir merkezinde buluşuyorum. Parkta yürüyüp simit yiyoruz. Sonra sinemaya gidiyoruz. Film komedi, çok gülüyoruz.

Akşam eve dönüp makarna yapıyorum. Yemekten sonra babaannemi arıyorum. Köyde yaşıyor ve her seferinde aynı soruyu soruyor: "Karnını doyuruyor musun?"


8. A Rainy Day (Yağmurlu Bir Gün)

It is raining today. The sky is grey, and it is cold. I don't have an umbrella, so I am very wet when I get to school. My shoes are wet, too.

In the classroom, our teacher opens the window a little. "Listen," she says. We stop talking and listen to the rain. It is a nice sound.

After school, the rain stops. The sun comes out, and there is a rainbow over the houses. I take a photo and send it to my mother.

Metnin Türkçesi

Bugün yağmur yağıyor. Gökyüzü gri ve hava soğuk. Şemsiyem yok, bu yüzden okula vardığımda sırılsıklam oluyorum. Ayakkabılarım da ıslak.

Sınıfta öğretmenimiz pencereyi biraz açıyor. "Dinleyin," diyor. Konuşmayı bırakıp yağmuru dinliyoruz. Çok güzel bir ses.

Okuldan sonra yağmur diniyor. Güneş açıyor ve evlerin üstünde bir gökkuşağı çıkıyor. Bir fotoğraf çekip anneme gönderiyorum.

Diğer seviyeler