Kutuplaştıramadıklarımızdanmışsınızcasına – Türkiye’de Kutuplaşma


Türkiye, tarihi M.Ö. 209 yılına dayanan ve 2020 yılı itibariyle, 2229 yıllık, belki de daha öncesi olan bir Türk medeniyetinin ürünü olan son devlet. Fakat Türkiye, daha önceki tüm devletlere nazaran, halkın belki de en çok ayrıştığı, yolda bir taş görse bir tarafın “Bu taş neden burada, bunu bile mi kaldıramıyorsunuz?” diyeceği, bir tarafın ise “O taş oradaysa vardır bir bildiğimiz.” diyeceği bir hâl almış durumda. Ülkemizdeki kutuplaşma o kadar artmış durumda ki, en ufacık şeyden bile kavga etmeyi başarabiliyoruz. Bu neden böyle? Kim haklı? Bu durumda olmak, kutuplaşanların da değiştirmek istediği bir şey mi? Yoksa onlar da bundan memnun mu?

Türkiye’de ayrışma ve kutuplaşmanın nedenleri

Türkiye’de bir konu hakkında ayrışmak oldukça kolay. İnsanlar kendilerine karşı olan görüşü daha başından inkar edeceği için, konu siyasi olsun, tarihsel olsun ya da herhangi bir şey ile alakalı olsun, yine de inkar eder. Siyasî bir konu olmasına gerek yok. Gündelik hayatla ilgili bir konuda bile ülke çok rahat bir şekilde ayrışabiliyor. Biz şunun bilincinde değiliz: Fikir ayrılığı demek toplumsal ayrılık demek değildir. Bir kişi ile fikriniz örtüşmeyebilir. Ancak bunu genele yaymak yanlıştır. İşte Türkiye’de bu yapılıyor. Sizin için çok önemli bir konuda karşıt görüşünüz size katılmıyorsa, siz de onların her görüşüne karşı oluyorsunuz. İşte bu da bizi felakete götürüyor.

Ayrışma ve Kutuplaşma

Ülkemizde ayrışma ve kutuplaşmanın en büyük bir diğer sebebi ise, kendimizi birinin görüşüne kaptırmak. Bu ne mi? Eğer bir siyasî partiye veya liderine kendinizi yakın hissediyorsanız, bir noktadan sonra her dediğini savunma, onun her karşı olduğuna da karşı olma pozisyonunda buluyorsunuz kendinizi. Bunun tam tersi de sevmediğiniz bir siyasî partinin savunduğu her şeyi reddetme, karşı olduğu her şeyi de savunma pozisyonunda olmaktır. Türkiye’deki şey de tam olarak budur. İktidar partisi ne yaparsa yapsın savunacak bir taraf bulan da var, yapılan şeyi eleştireni düşman ilan eden de var, iktidarın yaptığı en ufak iyi bir şeye karşı olan da var.

Maalesef ülkemiz bu noktaya kadar geldi. Ülkede aklı başında insan kalmadı. Şöyle düşünün: Başarılı bir bilim insanısınız ve devletin size sunduğu imkanlar ile bir şeyler yapıyorsunuz. Yaptığınız şeyi siyasi malzeme olarak kullanıp insanların sizi desteklemesi de “Bu iktidar yalakası” denilip düşman çıkarması da sağlanabilir. İşte bu nedenle imkanı olan pek çok insan artık bu ülkeden gitmek istiyor. Durmak istemiyor. İmkan olmadığından değil. Gerekirse o imkanı kendisi oluşturur. Bunlar zor şeyler değil. Türkiye’de özgür düşünebilme, doğruya doğru diyebilme, partilerden ve ideolojilerden ayrı iş yapabilme imkanı hem iktidar hem de muhalefet tarafından yırtılıp atıldı.

Bu yazıyı okuyan insan sayısı belki çok olmayacak ama ben biliyorum ki; bu yazıyı çok insan okusa bana “İktidar yalakası” diyen de “Dinsiz, hain” diyen de çıkacaktır. Bir ülke neden bu hâle getirilir ki? Böyle bir ortamda, hiçbir yere bağımlı olmadan, hiçbir şeye tam karşı olmadan insanların bir şey yapma, bir şey üretme imkanı ellerinden alınıyor. Bunun artık farkında mıyız? Aynı kişi iki konudan birinde iktidarı eleştirse, bir kesim tarafından hain, bir kesim tarafından iyi muhalif olarak adlandırılır. İkincisinde iktidarı desteklese, bir kesim tarafından kahraman, iyi insan, bir kesim tarafından ise yalaka olarak adlandırılır. Peki iktidar destekleyicilerinin de muhalefetin de böyle davrandığı bir ortamda, hiçbir kişiye bağlı olmadan doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen bağımsız ve gerçek vatansever insanlar nasıl olacak?

Türkiye’de kutuplaşmayı ve ayrışmayı savunanlar var.

Maalesef ülkemizde bunu meşrulaştıran, normal, sıradan olarak gören insanlar var. Bu konuda bazı iktidar destekçisi insanlarla sohbet ederken “Ben her şeye karşı olan bir muhalefet ile ayrışırım” diyor. Aynı kişiye “Peki Cumhurbaşkanı her konuşmasında, her açılışta CeHaPe zihniyeti dediğinde ne oluyor? O kişinin kalbini kırmış olmuyor mu?” diyorum. Bir insan neden her şeye karşı olur? Bir noktadan sonra iktidar yapıcı eleştirileri bile sırf muhalefetten geldiği için reddettiğinden dolayı artık muhalif her insan iktidarın yaptığı her şeye karşı oluyor. Muhalefetin yersiz eleştirilerini gören iktidar destekçileri de bunu görüp her eleştiriye kapalı oluyor.

İşte bu durum bizi felakete götürüyor. Bir muhalif milletvekili “Bu iktidar en doğru şeyi yapsa bile biz karşısında oluruz” diyor. İktidar ise en ufak bir konuda bile kendisine farklı bir yol izlemesi gerekenlere kulak asmıyor. Her konuda tartışıyoruz ama her şey karman çorman oluyor. Bir konuda fikir alışverişi yapılmıyor. Ülke çıkmaz bir yola gelmiş durumda. Bir YouTube videosunda siyasetle hiç alakası olmayan bir kişi teknoloji fiyatlarını eleştirince o insan yerden yere vuruluyor. Aynı kişi Türkiye’deki yeni bir teknolojik icraatı destekleyince de yalaka ilan ediliyor. İşte biz bu şekilde aklı başında insanları kaybedip her konuda yorum yapabilen insanları baş tacı yapıyoruz.

Ülkemizde bir konu hakkında, konu ile ilgili insanlar değil, sanki her şeyi biliyormuş gibi belli insanlar yorum yapıyor. Tartışma programlarında hep aynı insanlar. Sosyal medya düzenlemesi, deniyor ancak teknolojiden anlayan bir tane insanın görüşü alınmıyor. Bazen belli konularda konu hakkında bilgisi olan insanlar alınsa da bunlar da yine taraflı yorum yapıyor.

Neden buna ihtiyaç duyuyoruz? Neden ayrışacak, kutuplaşacak yer arıyoruz ki kendimize? Bizim savunduğumuz görüş çok mu doğru ki karşıdakinin yaptığı her şeye karşı çıkıyoruz? “İşte ben bu insanla ayrışırım” demenin ne kadar büyük bir soruna yol açtığını biliyor muyuz? Hangimiz karşımızdakini anlamaya dinlemeye çalışıyor? “Ya, anlatsam ne ki! Dinlemiyor, anlamıyor.” Peki bu kişi neden böyle bağnaz bir düşünceye sahip? Bu insan seni neden dinlemiyor ve anlamıyor? Hiçbirimiz bunu düşünmüyoruz.

Türkiye’de kutuplaşma ve ayrışmanın boyutu

Sizlere Bilgi Üniversite’sinin 5 Şubat 2018 tarihinde yaptığı “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması”nı paylaşıyoruz. Cihazınıza indirmek için tıklayın.

Bu araştırma bugün yapılsa belki de daha vahim sonuçlarla karılaşırız. Zira artık, maalesef, siyasî partiler de bu ayrışmayı desteklemekte. Bu yazıyı okuyan kişilerden bazıları yine bunun suçlusunun karşıt görüşündeki insanlar yüzünden olduğunu düşünebilir. İşte bu en büyük problemdir. Kendi savunduğunu haklı gören ve karşısındaki asla dinlemeyen insanlar. Bu iktidar destekçilerinde de muhalif kesimde de olan bir durum. Zaten bu, bu ülkedeki kutuplaşmanın bu denli artmasına sebep olan en temel unsuru.

Hiçbirimiz ülkede olan kötü şeylerden kendimizi de sorumlu tutmuyoruz. Gerçekleşen bir kötülüğe katkın yok diye suçsuz olamazsın. Haksızlık karşısında susmak da dilsiz şeytanlık olur. İşte bu nedenle hepimiz gerektiğinde konuşacağız. Ama artık birbirimizi dinlemeyi öğrenmemiz gerek. Ben Twitter’da iktidarı eleştiren bir şey söylediğimde dinsiz ilan edilmek istemiyorum. Destekleyen bir şey söylediğim de de yalaka denilmesini istemiyorum. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen insanlara ise “Nabza göre şerbetçi” muamelesi yapılmaması gerek artık.

Türkiye’nin kalkınmasını ister misiniz?

Türkiye’nin kalkınmasını istiyorsanız, artık neyi destekleyeceğinizi, neyin de karşısında olduğunuzu bilmeniz gerekir. Hiçbir görüş sonuna kadar yanlış veya sonuna kadar doğru olamaz. Siz iktidarı destekleyen biri iseniz kendi partinizin de yanlışlarını dile getirmeyi bilmelisiniz. Siz muhalif iseniz de iktidarın yaptığı her şeye karşı olmayı bırakmalısınız. Sosyal medyada kimleri takip ettiğinize, halka kin kusan insanlara kulak asıp asmadığınıza dikkat edin. Hiçbirimizin aklı, hayali satılık değil.

Size ülkemizdeki kutuplaşmanın iki taraf için de ne kadar saçma olduğunu anlatan bir örnek vereyim mi?

Örneğin Cumhurbaşkanı koronavirüs olayları daha yokken “Birkaç şehit (33 şehit)” açıklamasında bulunmuştu. Bu açıklamadan sonra muhalefet iktidarı sadece “birkaç” ifadesi için eleştirdi. İktidar destekçileri ise bunun olabileceğini söyledi. Peki asıl soru şu olmamalı mıydı: “Neden F-35 projesinden çıkarılmak pahasına füzelerini aldığımız Rusya bizim askerimizi Suriye’de anlaşmalara rağmen öldürebiliyor? Bunun önlemi nasıl alınmadı? Önlemi alınmadıysa askerimiz neden rejim uçaklarına kurban edildi?”

Asıl sorunun bu olması gerekmez miydi? Artık birbirimize düşman olmayı bırakalım. Önümüzde bir yığın sorun varken birbirimizi yemekten ve bunu yapmanın doğru olduğunu savunmaktan vazgeçelim. Her zaman karşımızdakini dinlemeye açık olalım. “O beni dinlemiyorsa ben de onu dinlemem” mantıksızlığını bırakıp “Bu kadar insan da benim fikrime karşı fikre sahipse vardır bir nedeni. Bir dinleyelim onları” da demeyi öğrenmeliyiz.

Artık Atatürk, Osmanlı, din gibi konularda kavga etmeyi bırakıp önümüze bakalım. Yapay zekaya bakalım. Kaçımızın Barış Özcan’ın yaptığı GPT-3 videosundan önce bu teknolojiden haberi vardı? Yenilenebilir enerjilere bakalım. Ülkemizin ekonomisi için birlikte çalışalım. Günümüzde işsizlik bu denli artmışken teknoloji hayatımızda bu kadar etkin olduktan sonra gelecek nesil nasıl iş sahibi olacak diye düşünelim. Birbirimizi yemek yerine yiyecek yemek bulamayan insanların hayatlarını nasıl düzelteceğimizi düşünelim. Deprem risklerini, hâlen daha yenilenmeyi bekleyen evleri düşünelim. Bu konudaki yazımızı okumak isterseniz tıklayın.

Önümüzde bir gelecek var. Bugün iktidarda olanlar da muhalefette olanlar da 10 yıl sonra olmayacak. Elimizde yine Türkiye Cumhuriyeti olacak. Elimizde yine geleceğe taşınması gereken bir toplum olacak. Artık bu tartışmaları bitirip birlikte nasıl daha iyi bir Türkiye oluşturabileceğimizi tartışmamız gerekiyor. Artık geleceğe bakmamız gerekiyor. Haydi, bu yazıyı gören herkes, bu ülkeyi ayrıştırmaya çalışanlara şunu dedirtsin: “Bu kişi bizim kutuplaştıramadıklarımızdanmışsınızcasına birisi.” Yoksa bu işin sonu hiç iyi değil. Olan yıllara, geleceğe ve bu ülkeye oluyor.


Rıdvan Atmaca

Ben Rıdvan Atmaca. 2003 Bursa doğumluyum. Teknoloji, gündem, tarih konularına meraklıyım. Araştırma yapmak ve öğrenmek en büyük tutkum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir